'Mücadeleye Devam' - Selahattin DEMİREL

'Mücadeleye Devam'


Epeydir düşündüğüm şeyi sonunda seninle de paylaşmak istedim kıymetli okurum.

“Şimdiye kadar düşündüklerinle yeteri kadar inlettin bizi. Daha ne ola ki?” demiyorsundur, biliyorum!

İçinde olduğumuz süreçten haberin var elbet. Eldeyken değerini bilmediğimiz pek çok şeyin farkına yeni vardık. Bu hâlimizle de biraz utandık. Ne kadar yanıp yakılsak da şimdi geride kalmış günler, herkes için lüks olup çıktı.

Yok, öyle karamsarlık! Akşam 7 sıralarında Sağlık Bakanı’nın açıkladığı verilerle umutlarımızı güçlendirmedik mi hem?

Bunu yaparken de yiten can ve vaka sayısındaki azalmayı dikkate aldık. Sayılar üzerinden bir şeyler düşünmeye başladık: Baharın içinde oluşumuzu ve önümüzdeki yaz ayını.

Bense baştan beri hep başka bir şeye kafa yordum: Özellikle şu vaziyette bile önceden kırıp yıktıkları gönülleri tamire yanaşmayanları ve sevgililerin hâlâ birbirini bulamamalarını!

Eğer durum böyleyse bundan sonra işlerin hiç de kolay olmayacağından endişelendim. Haksız mıydım yoksa?

Salgına aldırış etmeden çalışmak zorunda kalanlar dışında evleri mesken tutmuşlardan bahsediyorum.

Hiç mi açılmadı eski defterler? “Hatam var mıydı acaba,” diye düşünülmedi mi?

Ya gönlünün Leyla’sına, Mecnun’una denk gelemeyenler! Evet, sosyal medyanın insafına bırakılmış aşklar mı düştü aklınıza?

İyi-kötü iletişimi olan insanların birbirleriyle daha fazla sohbet ederek yürek frekanslarının titreşmesinden bahsediyorum.

* * *

Salgın ilk başladığında evlere kapalı çiftlerin, sevişmenin gözüne vurup nüfus patlamasına neden olacağı iddiaları dünya gündemindeydi.

Tabii bunu dillendirenler biraz muzipçe söylediğinden pek dikkate alınmamıştı.

Malum, ülke liglerinde maçlar da oynanmayıp diziler de çekilmeyince “zabaha kadar”… Değil mi?

Sonra dünyada 250 bine yakın canın virüse kurban verildiğini görünce tekrar gündeme getirilmemiş ama bir yandan da “Acaba?” denilmişti.

Bu iddianın ülkemiz açısından doğruluk payını TÜİK’in 2020 nüfus verileriyle anlayabileceğiz. Şimdiden yorum yapmak pek de doğru olmaz sanırım!

Yürürken...

İnsan ilişkilerine dair salgın dönemi barış ve sevgi ihtimallerini evimin üst yanındaki tarla yolunda volta atarken düşünmüştüm.

Merak etmeyin, burada insan yoktu ve dışarıda öyle kolay bulamayacağınız bir sosyal mesafe imkânı mevcuttu.

Adım atmak, yürümek ve bunları yaparken de olur olmaz şeyleri düşünmek… Öneriliyor ve insanı zinde tutacağı söyleniyordu.

Açıkçası bu eylemle mutlu oluyordum. Fakat bugün hava rüzgârlıydı ve zihnimde bir şiirin şu iki mısrası hemen belirdi:

“Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.”

Yer değiştirmelerin izne tabi olduğu ve seyahat belgelerinin sahtesini yapıp yola düşenlerin tespit edildiği bir ortamda yürümek de yürürken düşünmek de büyük bir nimetti.

Rüzgâr, uzaktaki dağlara meydan okurken ben de günlük adım hedefime ulaşıyor, işte bir yandan da düşünüyordum.

Hayır, herhangi bir sayısal değer belirlemedim bu adımlar için! Yeterince düşünüp yorgunluk ayaklara kadar inince bir aşağı bir yukarı voltama devam ediyordum. Yine aklımda bir şiir mısrası:

“Kürdün Gelini’ni söyler maltada biri,
 Bense volta'dayım ranza dibinde
 Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
 Gülünç, acemi, çocuksu...”

Olur mu, olmaz mı, bilmem! İnsanız nihayetinde ve düşünmektir bizi hayvandan ayıran yegâne özellik!

* * *

Sonra durdum ve ibretle söyledim içimden: İnsan salgın ortamındaki mahrumiyetinden bile ibret almıyorsa…

Dönüş yoluna bu düşünceyle düşecektim!

Kimseye eyvallahım yok!

Yasal çalıştığım son işte “işçiyi terörize etmek suçlamasıyla” kovulmaya çalışılmıştım. Olacak iş değildi!

Bugüne kadar tüm işlere kendim girmiş ve çıkmıştım. Kimse beni işten çıkaramaz, ben istifayı basardım.

İş yerlerinde insanların sus-pus olup “evet-sepet efendim!” demelerini insan onuruna hakaret sayıyor, hangi iş kolu olursa olsun işçilerin birbirinin kuyusunu kazmadan birlik içinde çalışmalarını savunuyordum. “Teröristliğim” bundandı!

Patronu kalaylayıp istifayı basmıştım. Ciğeri beş para etmez dallamaların servet sahibi olup onurlu insanların açlık sınırının altında yaşamaya tabi tutulması bu sistemin en büyük adaletsizliğiydi.

O günden beridir yasa dışı yani sigortasız çalışıyor, eylemlerimi tek başıma planlayıp uyguluyorum ve “Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem.” diyorum. Bir hayal kırıklığına da uğramadım çok şükür.

Paraya pula tapanların, itibarın malla mülkle olduğunu sananların da zavallı olduklarını düşünüyorum. Hâlimden memnunum yani.

Hem normal bir insan olmak için onca uğraşmama rağmen sonuç alamadığımı daha önce konuşmuştuk değil mi? Hatırlamıyorsanız internette “Normalliğin zorluğu ve ülkeden gidenler” başlıklı yazıma bakabilirsiniz.

Kimseye eyvallahımın olmadığı bu süreçte gördüğüm kepazelikler karşısında zaman zaman dellendiğim de oluyor. Yazılarımda ara ara gördüğün şiddetli rüzgâr da biraz bunun içindir kıymetli okurum.

Ne zaman bir umutsuzluk peyda olsa bir kamyon arkasında gördüğüm yazı geliyor aklıma: “Mücadeleye Devam”

Mübarek bir günde hem de yeni geçtiğimiz 1 Mayıs vesilesiyle sizinle hasbihâl etmek istedim, fena mı oldu?

Basın Özgürlüğü!

Dün Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ydü. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, “Tutuklu gazeteciler bir an önce serbest bırakılmalı” çağrısında bulundu.

Tek derdi tarafsız bir haber ulaştırmak olan tüm basın emekçilerinin özgürlüğüne kavuşmasını ben de diliyorum.

Bir ülkede ses tek ve sorgusuzsa orada her türlü rezaletin dönmesine kimsenin şaşırmaması gerekir.

Kalemini kırmak zorunda kalıp satmayanlara selam ederim!

Son yazımla ilgili!

Buradaki son yazımda Kastamonu Belediyesi’nin makam aracı kiralama ihalesiyle ilgili sorduğum soruları ve Sayın Başkan’ın eksik yanıtını işlemiştim.

Birilerine göre meğer ne büyük suç işlemişim! “Öncekini de böyle eleştirdiniz mi?” diyen mi istersiniz, “Büyük şehirlerin belediyelerine bakın!”, “Böyle gazetecilik olmaz, senden basın mensubu olmaz!” diyeni mi alırsınız?

Bu zamana kadar yazılarımı takip etmedikleri, hiçbir parti ve kişi ayırmadan soru sorduğumu bilmiyorlardı anlaşılan!

Keşke sorularımı başkaları da sorsaydı da kimse bu kadar şaşırmasaydı!

Okuduğunu anlayan kesimin ülkemiz sınırları içindeki azlığından ötürü beni şaşırtmadılar açıkçası.

Çok dürüst yorumları görünce onca kem sözü göze alarak yazmanın değerini bir kez daha anladım.

Zaten benim derdine düştüğüm de yüreği güzel insanlardır. Zihinlerini, kalplerini partilere, siyasilere satmamış temiz düşünceliler… Hepsine selam ederim.

Sevenin de sövenin de… Evet, hepinizin canı sağ olsun ama aklınızdan soru işaretleri de cevap arama gayreti de eksik olmasın!

* * *

Nâzım’dan:

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
...
Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri
bahtiyar etmedi beni türküler kadar...”

selahattindemirel37@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
16Ekm

'Düzelicez' mi inşallah?

22May

Keriman kolay bulunur mu?

23Nis

Değişmeyen gündem ve 23 Nisan

15Nis

Güllaç kalpleri kim kırdı?

06Nis

Pudra şekerinden amirallere…