Cahit Sıtkı Tarancı’yı anıyoruz


“Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.

*

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

*

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

*

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.”

*

Yukarıdaki muhteşem mısraların şairi Cahit Sıtkı Tarancı, 1910’da Diyarbakır’da doğdu. Saint Joseph Lisesi’nde başladığı ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Mülkiye Mektebi’nde, Yüksek Ticaret Mektebi’nde okudu. Daha sonra siyasal bilgiler okumak üzere Paris’e gitti. Yurda dönünce Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı’nda çalıştı.

Fransız edebiyatından etkilenmiş, hece ölçüsü kadar serbest ölçüyle de başarılı şiirler yazmıştır. Lirik şiirleri ve yalın diliyle edebiyatımızın en çok okunan şairlerinden biridir. “Memleket İsterim, Abbas, Ömrümde Sükût, Gün Eksilmesin Penceremden, Ölümden Sonra, Çocukluk, Desem Ki, Düşten Güzel, Tutsam Ellerinden Ağlarım” gibi bütün şiir defterlerini süsleyen şiirlerin şairi olan Tarancı, en çok yalnızlık ve ölüm temalarını işlemiştir.

“Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası” şiir kitaplarıdır. Ölümünden sonra Asım Bezirci, şiirlerini derleyerek “Bütün Şiirleri” adıyla yayınlamıştır. Ziya Osman Saba ile çok iyi bir arkadaş olan Tarancı, Saba’ya yazdığı mektuplarını “Ziya’ya Mektuplar” adlı  kitapta toplamıştır.

13 Ekim 1956’da henüz 46 yaşında iken tedavi için götürüldüğü Viyana’da vefat eden Cahit Sıtkı Tarancı’yı vefatının 62. yıldönümünde rahmetle anıyor ve yazımı onun en meşhur, edebiyatımızın anıt şiirlerinden birisi olmuş aşağıdaki mısralarıyla bitiriyorum:

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

*

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder;

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

*

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

*

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

*

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

*

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu.

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

*

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

*

N’eylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak

Taht misali o musalla taşında.

mehmetsaimsayan@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 1

YAZARIN SON 5 YAZISI
10Kas
29Ekm

"Cumhuriyet fazilettir"

13Ekm
18Ağs

Gelinlik (Hikaye)

03Ara